Yönetmen İsmail Kahraman’ın objektifinden tarihe düşülen bu sarsıcı belgesel, 6 Şubat 2023’te yaşanan Kahramanmaraş merkezli “Asrın Felaketi”nin Hatay ve Antakya’da bıraktığı derin izleri gözler önüne seriyor. Belgesel; bir şehrin adeta haritadan silinmesine neden olan yıkıcı tabloyu, enkaz altından can kurtarmak için zamanla yarışan kahramanları ve kadim mirasımız Habib-i Neccar Camii’nin hüzünlü halini tarihi bir perspektifle ele alıyor. Gebze Belediyesi başta olmak üzere yerel yönetimlerin afet bölgesindeki koordinasyon çabalarını ve konteyner kentlerde yeşeren umudu anlatan yapım, acı gerçeğimizi unutturmamak adına hazırlanmış, eşsiz ve hayati bir görsel arşiv niteliği taşıyor.
Tarihe Düşülen Acı Bir Not: 6 Şubat’ın Gölgesinde Hatay ve Yeniden Var Olma Mücadelesi
6 Şubat 2023, Türkiye’nin toplumsal hafızasına kazınan, acının ve çaresizliğin eşi görülmemiş bir boyutta tecrübe edildiği tarihtir. Kahramanmaraş merkezli sarsıntılar, 11 ilimizi derinden etkilerken, medeniyetlerin beşiği Hatay ve onun kalbi Antakya, bu yıkımın en ağır faturasını ödeyen coğrafyaların başında geldi. Yönetmen İsmail Kahraman’ın hazırladığı belgesel, bu eşsiz coğrafyanın hem yitirdiklerini hem de yeniden ayağa kalkma iradesini son derece çarpıcı bir dille kayıt altına alıyor.
Asrın Felaketinin Ortasında Bir Şehrin Ağıtı ve Yeniden Doğuşu: Hatay
6 Şubat 2023 tarihinde yaşanan ve “Asrın Felaketi” olarak hafızalara kazınan Kahramanmaraş merkezli depremler, Türkiye’nin toplumsal belleğinde kapanması zor yaralar açmıştır. Bu büyük felaketin özellikle medeniyetlerin beşiği Hatay ve Antakya’da yarattığı derin yıkım, insani kriz ve sonrasındaki toparlanma süreci, yönetmen İsmail Kahraman’ın objektifinden “Depremler Tarihi” belgeseliyle tarihi bir görsel arşive dönüşmüştür. Belgesel; bir şehrin adeta haritadan silinmesine neden olan o karanlık tabloyu, enkaz altından can kurtarmak için zamanla yarışan ekipleri, bölgedeki insani durumu ve kadim mirasın aldığı ağır hasarı, salt bir yıkım öyküsü olarak değil, aynı zamanda bir yeniden var olma mücadelesi ekseninde izleyiciye sunmaktadır.
Belgeselin akışında en çok dikkat çeken unsurların başında, Antakya’nın fiziki ve kültürel dokusunun uğradığı tahribat gelmektedir. Yüzyıllar boyunca nice felaketi atlatıp yeniden kurulan bu kadim kentin sokaklarının, mahallelerinin devasa birer enkaz yığınına dönüşmesi, sarsıntının acımasız gücünü kelimelere gerek bırakmadan gözler önüne sermektedir. Binaların yanı sıra şehrin hafızasını oluşturan tarihi mekanların yerle yeksan olması, yapımda özel bir yer tutar. İçinden asırlardır sessizce süzülüp geçen Asi Nehri’nin şahitliğinde, Anadolu’nun ilk camilerinden biri olan Habib-i Neccar Camii’nin yıkık dökük hali, sadece mimari bir çöküşü değil, kültürel hafızada açılan derin bir yarayı temsil edecek şekilde ekrana yansıtılmaktadır.
O korkunç toz bulutunun ve yıkımın ortasında insanlığın en ulvi direnişine, yani hayatta kalma ve yaşatma mücadelesine de belgeselde geniş yer ayrılmaktadır. Kamera; yıkıntıların arasında canlarını hiçe sayarak daracık dehlizlere giren itfaiye erlerinin, yurdun ve dünyanın dört bir yanından akın eden isimsiz gönüllülerin zamanla yarışını saniye saniye kaydetmiştir. Enkaz altından bir nefes duyabilmek için kalabalıkların hep bir ağızdan sağladığı o mutlak sessizlik anları ve kurtarılan her canın ardından dökülen sevinç gözyaşları, Hatay’ın o ağır havasına karışan yegane umut ışığı olarak izleyiciye aktarılmaktadır.
Bu büyük felaketin hemen ardından devletin ve milletin tek yürek olması, sahada yürütülen devasa lojistik ve insani yardım çalışmalarıyla filmin ilerleyen bölümlerinde detaylandırılmaktadır. Özellikle afet koordinasyonunda yerel yönetimlerin ne kadar hayati bir rol üstlendiği, Gebze Belediyesi ve diğer yerel yönetimlerin hızla bölgeye intikal ederek kurdukları koordinasyon merkezleri üzerinden anlatılmaktadır. Sıcak yemek kaynayan aşevleri, kurulan sahra hastaneleri ve lojistik merkezler, depremzedelerin sahipsiz olmadığını gösteren güçlü dayanışma örnekleri olarak vurgulanmaktadır. Zaman geçtikçe enkazların yerini alan konteyner kentler, tüm acılara rağmen hayatın yeniden normale döndürülmeye çalışıldığını ve bölge halkının direncini simgelemektedir.
Geçmişte yaşanmış bir felaketi resmetmenin ötesine geçen “Depremler Tarihi” belgeseli, geleceğe bırakılan paha biçilemez bir hafıza kaydı niteliği taşımaktadır. Yaşanan acıları diri tutmak ve geçmişten ders çıkararak geleceğin şehirlerini daha dirençli inşa etmek adına hazırlanan bu görsel belge, doğanın gücü karşısında bilimin, dayanışmanın ve hazırlıklı olmanın hayati önemini bir kez daha kanıtlıyor. Hatay’ın bu acı tecrübesi, ekrandan yansıyan sarsıcı gerçekliğiyle tüm Türkiye için bir uyanış ve yeniden yapılanma çağrısına dönüşmektedir.
